Biyoteknoloji

Biyoteknoloji Gelecek, silikon işlemcilerde değil biyolojide olabilir. Hepimize basit gelen mantarlarda ve hücrelerde. Bu yazıyı yazdığım dönemde popüler olan yapay zekâ, gelecekte inanılmaz bir enerji ve su tüketimine sebep olacak; hatta şu an bile buna neden oluyor. Artık “yapay zekâ ne kadar çok bilgi, o kadar akıllı model” anlayışı geçerliliğini yitirdi. Çünkü veri bitti; internette orijinal ve temiz veri neredeyse kalmadı. Bunun yerine daha verimli, kendi çıkarımını kendi üretebilen modeller geliştiriliyor ve geliştirilmeye devam edecek. Ancak bu yeni modeller de ciddi bir sorun barındırıyor: enerji tüketimi. Milyarlarca matematiksel hesabı yapmak için tensör işlem birimlerine ihtiyaç var; bu da yüksek elektrik tüketimi ve soğutma için büyük miktarda su harcanması anlamına geliyor. Oysa bunun yerine biyolojiyi kullanabiliriz. Sadece basit bir “yemek” vererek, hücrelere bu işlemleri yaptırmak mümkün olabilir. Şu an bununla ilgili çalışmalar sürüyor. Hatta bir şirket, hücrelere ödül–ceza sistemi kurarak işlem yaptırmayı başardı ve bunu bir ürüne dönüştürdü. Elbette hâlâ aşılması gereken zorluklar var; ancak gelecek büyük ölçüde buna mecbur kalabilir. Belki de ileride hepimizin kullandığı telefonlar, bilgisayarlar ve benzeri cihazlar elektrikle değil; bir canlıyı besleyerek, ona “yemek” vererek çalışacak. Yapay zekâ da bu yaklaşımı benimserse, artık yapay olmaktan çıkıp gerçek bir biyolojik varlık gibi davranabilir. Bunlar bilim kurgu değil; günümüz teknolojisinin daha gelişmiş bir hâli. Yapay zekâ da bu yaklaşımı benimserse, artık yapay olmaktan çıkıp gerçek bir biyolojik varlık gibi davranabilir. Efe Ali Bozkurt Bilim kurgu gibi ama gerçek…
Ahmak

Ahmak Olmayacak ya da geçmişte kalmış güzel şeyleri, hâlâ bir umutla devam edecekmiş gibi bekleyerek yaşar insan. Çoğu zaman istediklerimiz olmaz; yine de bekleriz, bir ahmak gibi. O bekleyişin kimsenin umurunda olmadığını bilerek…Geçmiş, gelecekten daha uzak. Bunun verdiği hisle kendimi daha da ahmak gibi hissediyorum. Geçmişte olanların gelecekte de olmasını beklemek… Hem de bir hiç uğruna.Uyuyorsun; rüyalarında. Uyanıyorsun; aklında yine aynı şey. Bu da ahmakça. Sevmek de ahmakça sanırım. İsmini duyunca taş kesilmek…Duygular çoğu zaman kolay yönetilir, ama “ahmakça sevgi” diye bir şey var; o kadar kolay yönetilmiyor. “Unuttum” diyorsun, sonra bir anda kendini yeniden hatırlatıyor. Unutmak için ikinci bir büyük kırılma gerekiyor belki de.Ben de işte, umutla bekleyen bir ahmağım. Belki rüyalarım gerçek olur…Hayır, hayır. Bak, yine ahmakça bir düşünce. Sevmek de ahmakça. Efe Ali Bozkurt Karanlık bir dünya, kendi güneşini arıyor.